Türkiye Cumhuriyeti

Köstence Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

Ovidius Üniversitesinde düzenlenen “Uluslararası İlişkilerde Türkiye Cumhuriyeti: İki Dünya Savaşı Arasındaki Dönemde Türk Dış Politikası” adlı sempozyumun açılış konuşması , 02.11.2012

T.C. Köstence Başkonsolosluğu olarak bu yıl Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 89. Yıldönümü vesilesiyle 27 Ekim-3 Kasım tarihleri arasında Köstence ve Galati’de “Türk Kültür Haftası” etkinlikleri düzenlemekteyiz. Bu kapsamda “Uluslararası İlişkilerde Türkiye Cumhuriyeti: İki Dünya Savaşı Arasındaki Dönemde Türk Dış Politikası” konulu sempozyuma ev sahipliğinde bulunan Ovidius Üniversitesi yönetimine, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Florin Anghel ve Tarih Fakültesi Dekanı Doç Dr. Emanuel Plopeanu şahsında şükran duygularımı sunuyorum. Sözkonusu konferansa katılmak üzere Hacettepe Üniversitesinden gelen değerli akademisyenlerimiz Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ve Doç.Dr.Yonca Anzerlioğlu’na davetimizi kabul edip, konuşmacı olarak aramızda bulundukları için teşekkürlerimle hoş geldiniz diyorum.

Köstence’deki tek devlet üniversitesi konumunda bulunan Ovidius Üniversitesi’nin Türkiye’den belli başlı üniversitelerimizle temas ve işbirliği halinde olması memnuniyet vericidir. Bu ilişkilerin daha da ilerletilmesi için gereken desteğe hazır olduğumuzu ifade etmek isterim. Ayrıca, halen Türkçe’nin Yabancı Diller Bölümünde ikinci dil olarak öğretildiği Üniversitede, Türkoloji bölümü açılması ve bir “Türk Araştırmaları Enstitüsü” kurulması hedeflenmekte olup, bu konuda sürdürülen çalışmaların kısa sürede sonuçlanmasını arzu ediyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 29 Ekim 1923 tarihi aynı zamanda Balkan Savaşlarından itibaren 1912’den 1922’ye kadar Türk halkının yaşadığı uzun savaş yıllarının ardından gelen barış döneminin de başlangıcını teşkil etmektedir. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı sonunda parçalanarak, topraklarının işgal edilmesinden sonra 1919-1922 yıllarında bağımsızlığın tekrar elde edilmesi ve ülkenin işgalden kurtarılması için “Kurtuluş Savaşı” mücadelesi verilmiştir. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşmasının imzalanmasıyla bağımsız bir Türkiye’nin varlığı dünya devletleri tarafından tescil edildikten sonra, 29 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde demokratik ve parlamenter sistemi esas alan Cumhuriyet rejimini kabul etmiştir.

Romanya ile Türkiye aynı coğrafyanın yanı sıra, ortak bir tarihi ve kültürü de paylaşmaktadır. Türkiye-Romanya ilişkilerinin Atatürk dönemindeki seyri, iki ülke arasındaki günümüz ilişkilerine dair önemli ipuçları vermektedir.

Değerli akademisyenlerimizin birazdan değineceği gibi 1923-1938 yıllarını kapsayan Atatürk dönemi dış politikasının temelinde bağımsız ve egemen Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanıtılması bulunmaktadır. Bu dönem içeride de, sosyal, ekonomik ve politik alanda kapsamlı ve köklü reformları içeren bir toplumsal dönüşüm sürecinin başlangıcını temsil etmektedir.

Atatürk dönemi dış politikasının en önemli unsuru hiç şüphesiz “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesidir. Atatürk dönemi Türkiye-Romanya ilişkilerinde bu ilkenin Balkan coğrafyasındaki uygulamasını Balkan Paktı oluşturmaktadır. 1934 yılında Balkan ülkeleri arasında imzalanan Paktın daha 1925’li yıllarda Türk-Romen devlet adamlarının karşılıklı ziyaretlerinde gündeme geldiği bilinmektedir. Balkan bölgesinde barışın tesisi bakımından ilk gerçek bölgesel girişim niteliğindeki Pakt, Batı ülkeleri tarafından “siyasi ve diplomatik başarı” olarak nitelenen önemli bir belgedir. Paktın hemen öncesinde, 1933 yılında, dönemin Dışişleri Bakanları Nicolae Titulescu ve Tevfik Rüştü Aras tarafından imzalanan Türkiye-Romanya Dostluk Antlaşması’nın da ikili ülke arasındaki iyi ilişkileri ortaya koymanın ötesinde, bu barış belgesine zemin teşkil ettiği söylenebilir.

Bugün Türkiye ile dost ve müttefiki Romanya ile ilişkilerinde gelinen noktada, iki ülke arasında her düzeyde çok iyi seviyede seyreden siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel ilişkiler mevcuttur. İki ülke Cumhurbaşkanları tarafından Aralık 2011’de imzalanan Stratejik Ortaklık Bildirisi de kuşkusuz ekonomik, askeri ve güvenlik işbirliği alanlarını her alanda çok boyutlu işbirliğine imkan verecektir.

Romanya’da asırlardır yerleşik olan, diğer azınlıklarla uyum içinde ve Romen halkına entegre olmuş şekilde yaşayan bununla birlikte kültürel kimliklerini, adet ve geleneklerini koruyan Türk-Tatar soydaşlarımız da şüphesiz iki ülke arasında önemli bir dostluk köprüsü vazifesi görmektedirler. Romen yetkililerce, soydaşlarımızın, diğer azınlıklarla birlikte etnik, kültürel ve dini özelliklerini koruyup yaşatmalarına ve Romen yasalarında kayıtlı haklarını serbestçe kullanmalarına imkan verilmesinin iki ülke arasındaki ilişkilerin sağlamlaştırılmasına önemli katkı sağladığını söylemek mümkündür. Dobruca bölgesinde varlığını sürdüren uyum içinde yaşama ve hoşgörü ortamı hiç şüphesiz soydaşlarımızın Türkiye ile Romanya arasındaki bağları daha güçlü kılmalarına imkan sağlamaktadır. Bugün burada soydaşlarımızı temsilen Türk-Tatar Birlikleri Başkanları,Sayın Milletvekilleri, Sayın Müftü’nün aramızda bulunması, soydaşlarımızın ikili ilişkilere kattığı boyutun göstergesidir.

Bu sempozyumun Türk-Romen dostluğunu daha da pekiştireceğine inancımı belirterek, sözü değerli akademisyenlere bırakmak istiyorum.