Türkiye Cumhuriyeti

Köstence Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

"Cumhuriyetin 89. Yılında Tuna ve Karadeniz Bölgesinde Türk-Romen Dostluğu" temalı sempozyumun açılış konuşması, 20.10.2012

Öncelikle değerli Türk ve Romen akademisyenlerin Köstence’de “Cumhuriyetin 89. Yılında Tuna ve Karadeniz Bölgesinde Türk-Romen Dostluğu” temalı sempozyum çerçevesinde buluşmalarından duyduğum memnuniyeti ve böyle kıymetli katılımcılardan oluşan bir topluluğa hitap etmekten duyduğum onuru ifade etmek istiyorum. Tabiatıyla, burada bulunan uzman akademisyenlerin derinlemesine vakıf oldukları bir konuda konuşma yapmak oldukça zor.

Romanya ile Türkiye aynı coğrafyanın yanısıra, ortak bir tarihi ve kültürü de paylaşmaktadır. Ortak bir tarihi paylaşmış olmak, iki halk arasında ortak bir kültür paydası oluşturmuştur. Değerli akademsiyenlerimiz kuşkusuz Türk-Romen dostluğunu tarihten örneklerle derinlemesine ele alacaklar. Bugün açılışı yapılacak olan Osmanlı Fermanları Sergisi de bu coğrafyada birarada uyum içinde yaşama kültürünü belgelerle gözler önüne serecek. Dönemin siyasi, sosyal ve demografik yapısını yansıtan ve dini serbestliğe vurguda bulunan Osmanli fermanları farklı kültür, din ve dillere sahip insanların hoşgörü içinde birlikte yaşantılarına dair somut göstergelerdir. Osmanlı arşivleri dışında, halen Romanya’da Köstence ve Tulça arşivlerinde bulunan ve Osmanlı Sultanlarının 1844, 1854, 1862, 1864 yıllarında İsakça, Tulça ve Köstence’de yaptırılan kiliselere ilişkin fermanları da o dönemdeki dini serbestliği teydi etmektedir.

Osmanlı fermanlarına yansıyan ve adını Dobruca bölgesinden alan hoşgörü modelinin bugün de Romanya’da, örnek bir yaşam biçimi olarak sürdüğünü görmekteyiz. Kral I. Carol’un Kasım 1878’de Braila’da ilan ettiği beyannamesinde Müslüman halka saygı gösterilmesini ifade etmesi, bu konuda Romen Devleti yöneticileri tarafından sergilenen tutuma çok güzel bir örnektir. Ayrıca, Kral I. Carol’un 1910 yılında Romanya’da yaşayan Müslümanların dini ihtiyaçlarına cevap vermek üzere Kral Camiinin yapımını öngörmesi, bir yandan inanç özgürlüğüne karşı duyduğu hassasiyeti ortaya koyarken, diğer taraftan da Türk-Tatar toplumunun Romen Devleti ve kurumlarına sadık vatandaşlar olarak kabulüne işaret etmektedir.

Cumhuriyet dönemine geldiğimizde 1933 yılında, dönemin Dışişleri Bakanları Nicolae Titulescu ve Tevfik Rüştü Aras tarafından imzalanan “Türkiye-Romanya Dostluk Antlaşması”nın ikili ülke arasındaki iyi ilişkileri ortaya koymanın ötesinde, bölgede barışın tesisi bakımından ilk gerçek bölgesel girişim niteliğindeki Balkan Paktına zemin hazırladığı söylenebilir.

Bugün Türkiye ile dost ve müttefiki Romanya ile ilişkilerinde gelinen noktada, iki ülke arasında her düzeyde çok iyi seviyede seyreden siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel ilişkiler mevcuttur. İki ülke Cumhurbaşkanları tarafından Aralık 2011’de imzalanan Stratejik Ortaklık Bildirisi de kuşkusuz ekonomik, askeri ve güvenlik işbirliği alanlarını her alanda çok boyutlu işbirliğine imkan verecektir.

Romanya’da asırlardır yerleşik olan, diğer azınlıklarla uyum içinde ve Romen halkına entegre olmuş şekilde yaşayan bununla birlikte kültürel kimliklerini, adet ve geleneklerini koruyan Türk-Tatar soydaşlarımız da şüphesiz iki ülke arasında önemli bir dostluk köprüsü vazifesi görmektedirler.

Bu sempozyum ve etkinlikler dizisinin Türk-Romen dostluğunu daha da pekiştireceğine inancımı belirterek, sözü değerli akademisyenlere bırakmak istiyorum. Böylesine kapsamlı bir akademik buluşma ve etkinlikler dizisini gerçekleştiren Köstence YETKM, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi, Bükreş Üniversitesi Dimtrie Cantemir Türk Araştırmaları Merkezi ile Braila ve Köstence Müzelerine teşekkürlerimi sunarak, yöneticilerini kutluyorum.