Türkiye Cumhuriyeti

Köstence Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

Başkonsolos Ali Bozçalışkan’ın “5. Sarı Saltuk Buluşması” Etkinliği Konuşması, 03.09.2016

Sayın Babadağ Belediye Başkanı
Georgian Caraman,

Sayın Uluslararası Kalkınma ve
İşbirliği Derneği (UKİD) Başkanı Musa Serdar Çelebi ve değerli UKİD
yetkilileri,

Kıymetli Romanya Türk İşadamları
Derneği (TİAD) yetkilileri

Çok değerli Türk-Tatar
soydaşlarımız,

UKİD, TİAD, Yunus Emre Enstitüsü
ve Babadağ Belediyesi tarafından ortaklaşa düzenlenen “Beşinci Sarı Saltuk
Buluşması”nın açılışında Babadağ’da siz değerli katılımcılarla bir araya
gelmekten büyük mutluluk duyuyorum. Hepiniz hoşgeldiniz.

Anadolu’da yetişen kıymetli inanç önderlerinden biri olan
Sarı Saltuk, 13. yüzyılda fikirlerini Dobruca’ya taşımış;  İslamı tanıtarak, hoşgörü anlayışıyla bölgede
huzur ve barışın hüküm sürmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Gezdiği
topraklarda din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin insanlığa hizmet eden bir
Türkmen dervişi olmasına rağmen kimilerince de kişiliği Hristiyan
azizleriyle özdeşleştirilmiş ve bu nedenle bir aziz olarak kabul edilmiştir. Hakkında
yazılan eserlere bakıldığında onun din alimi, evliya vasıflarının yanı sıra
aynı zamanda bir alperen ve gazi olduğu da görülür.

Sarı Saltuk yüzyıllar boyunca aşılamayacak
dağları aşan, geçilemeyecek denizleri geçen, yenilmeyecek düşman, yok
edilemeyecek kötülük nedir bilmeyen zamanların ve mekanların ötesinde bir
kahraman olarak anlatılagelmiştir. Ateşte yanmamakta, suda boğulmamaktadır.
Tahta kılıcıyla yedi başlı ejderhayı öldürmüş, cadılarla mücadele etmiş, seccadesiyle
kimi zaman uzak diyarlara uçmuş kimi zaman denizleri aşmıştır. Bu anlatılanlar
kimilerine göre bir evliyanın gösterdiği kerametler olarak görülürken,
kimilerine göre de masal ve halk öyküleri ile karışmış efsaneler olarak
yorumlanmıştır. Peki Sarı Saltuk hakkında anlatılagelen birçok hikaye ve
efsane, nasıl ortaya çıkmıştır? Adına neden onlarca türbe ve tekke inşa
edilmiştir? Aynı anda nasıl hem Müslüman hem Hristiyan toplumlar tarafından
benimsenip ve takdis edilebilmiştir? Bu soruların cevabı onun toplumlara
adalet, hak, hukuk getirmek için maddi manevi tüm güçleriyle amansız bir
mücadele içine girmiş bir alperen olmasında yatmaktadır. Bu nedenledir ki,
gerek kendi devrinde gerek sonraki dönemlerde değişik toplumlar ve inanç
mensuplarınca adeta bir mitolojik kahraman gibi sevilmiş, sahiplenilmiş,
yüceltilmiş ve yaşatılmıştır.

Sarı Saltuk’un önderlik ettiği
Müslüman topluluk, Bizans’ın müsaade etmesiyle Balkanlara barışçıl bir şekilde
yerleşen ilk Müslüman topluluklardandır. Birçok tarihçiye göre Sarı Saltuk ve
diğer Rumeli erenlerinin varlığı Osmanlıların Balkanlardaki ilerleyişini
kolaylaştırmış hatta itici gücü olmuştur. Temsil ettiği değerler sayesinde,
Balkan Müslümanları kimliklerini bugüne kadar koruyabilmiştir.

Sarı Saltuk’un Hristiyanların
çoğunlukta olduğu bir toplumda hoşgörülü ve diğergam bir ahlakla ilişkiler
kurması kendisi hakkında müspet bir algının gelişmesine neden olmuştur.
Kabirlerinin sadece Müslümanlar tarafından değil Hristiyanlar tarafından
ziyaret edilmesi de bunun bir göstergesidir. Onun hayatında yalnızca kendi
toplumuna değil, çok geniş bir coğrafyada, başka ülkelere ve toplumlara adalet,
huzur ve barış götürme, insanlar arasında doğruluğu, sevgi ve saygıyı yüceltme
gayesinin izleri görülür.

Dünyaya adalet, huzur ve barış
getirme gayesindeki Türk mefkureciliği, gazi-dervişlerinin eline kan dökmeye
yarayan madeni kılıç yerine tahta kılıç vermiştir. Sarı Saltuk’un tahta kılıcı
da onun bilgeliğini ve zalimlerle girdiği mücadeleyi temsil eder. Toplumu
kötülüklerden koruyan, onlar arasında adaleti sağlayan, huzur ve güveni tesis
eden bir semboldür.

Sarı Saltuk anlayışı, Balkanlarda
yeni yeni gelişen selefi/radikal akımların daha katı ve dışlayıcı tutumlarına
karşı, geçmişten bugüne tevarüs eden barışçıl, hoşgörülü ve bugün Müslüman
azınlıkların ihtiyaç duyduğu İslam anlayışına örnek teşkil etmektedir. Sarı
Saltuk tarih boyunca yaşantısı ve temsil ettiği değerlerle Balkanlar ve Kırım
coğrafyasında referans kişilik olarak bilinmiştir.

Dolayısıyla Sarı Saltuk, dünyada
eşine çok az rastlanan, Dobruca’daki sosyal barışın ve uyum modelinin
temellerini atan önemli bir şahsiyetlerdendir. O Dobruca’ya ayak bastığı günden
itibaren bu bölgede dinlerarası diyalog, karşılıklı saygı ve sevgi hakim olmaya
başlamış, bunun neticesinde de farklı etnik kökenlerden insanlar bir arada uyum
içinde yaşayabilmiştir.

Avrupa’da yükselen İslam
karşıtlığının, başka bir deyişle İslamofobi’nin günden güne arttığı, radikal
grupların İslam dinini istismar ederek taraftar bulduğu ve menfur terör
eylemlerini gerçekleştirdiği, bu kısır döngünün birbirini tetikleyerek daha da
tehlikeli hale geldiği bir dönemde, Sarı Saltuk gibi dervişlerin ahlaki
yaşantılarının, söylem ve öğretilerinin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Nitekim içinde bulunduğumuz 2016 yılı, UNESCO tarafından, Hoca Ahmed Yesevi
yılı ilan edilmiştir. Temennimiz, Sarı Saltuk gibi dervişlerin bağlı olduğu
Yesevilik akımının kurucusu Hoca Ahmed Yesevi’nin ve öğretilerinin bu vesileyle
daha geniş kitlelerce anlaşılabilmesidir.

İnsanların barış ve refahı
uğrunda mücadele etmiş bir önder olan Sarı Saltuk, asırlar sonra bugün de insan
şeref ve haysiyetinin yüceltilmesi esasına dayalı fikirleriyle günümüze ışık
tutmayı sürdürmektedir.

Bugün açılışı yapılan etkinliğin
Sarı Saltuk Babanın öğretilerinin Balkanlarda daha iyi tanıtılıp anlatılmasına
ve bu bakımdan hoşgörü kültürünün pekiştirilmesine katkıda bulunacağı
düşüncesiyle organizatörleri tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.